Bir İkindi Vakti Boğaz’a Bakmak

İstanbul’da günün hangi saatte yavaşladığını sorarsanız, buna kesin bir cevap vermek kolay değil. Şehir sabahın ilk vapuruyla uyanıyor, gece yarısından sonra bile bir yerlerde konuşmaya devam ediyor. Yine de Boğaz kıyısında, güneş yamaçların ardına yaklaşırken, telaşın kısa bir süreliğine geri çekildiği oluyor.
O saatlerde banklardan birine oturup geçen gemileri seyretmek bana hep iyi gelir. Suyun üzerinde ilerleyen her tekne, ardında birkaç dakika sonra kaybolacak beyaz bir iz bırakır. İnsan bazen kendi gününü de böyle görür: önemli sandığı birçok şey, akşam olmadan suya karışıp gider.
Şehrin sesini biraz kısmak
Telefonu cebimde bırakıp etrafı dinlediğimde önce martıları, sonra uzaktan gelen vapur düdüğünü, en son da kıyıya vuran küçük dalgaları fark ediyorum. Sesler yeni değil; değişen, onları duyacak kadar durabilmiş olmam.
Bazı manzaralar insana cevap vermez; yalnızca doğru soruyu yeniden hatırlatır.
Belki dinlenmek dediğimiz şey de budur. Başka bir yere gitmekten çok, bulunduğumuz yerde dikkatimizi yeniden toplamak. Gün boyunca birbirinden kopan düşünceleri, bir bardak çayın buharında ve suyun ritminde yan yana getirmek.
Güneş kaybolunca şehir yeniden hızlanıyor. İnsanlar iskeleye yöneliyor, ışıklar birer birer yanıyor. Ben de kalkıp yürümeye başlıyorum. Yanımda götürdüğüm şey büyük bir karar değil; yalnızca acele etmeden bakmanın verdiği küçük bir ferahlık.
- İstanbul
- Boğaz
- gündelik hayat