İçeriğe geç
Lokman Serdar
Tüm yazılar

Hatıralar

Cebindeki Kurşun Kalem

2 dakika okuma

Babamın ceket cebinde kısa bir kurşun kalem dururdu. Ucu incelmiş, arkası silgisi aşınmış bir kalem. Okul kalemi değildi. Hesap tutmak, bir kenara bir şey yazmak, belki de sadece elde bir şey olsun diye taşınan bir kalemdi. Ne işe yaradığını hiç sormadım. Çocukken sorulmayan sorular, büyüyünce birden önem kazanıyor.

Ceket askıda dururken kalemin ucu cebin kenarından görünürdü. Eve gelince ceketi çıkarır, kalem orada kalırdı. Bazen mutfak masasında bir kâğıdın üzerine rakamlar yazardı. Marketteki fiyatlar, bir tamir için tutulan hesap, komşudan alınacak bir şeyin adı. Kâğıtlar çöpe giderdi. Kalem cekete dönerdi.

Bir keresinde kalemi ödünç almıştım. Ödevim vardı, benimki kaybolmuştu. «Ucu açılsın da ver,» demişti. Açmış, uzatmış, bitince yerine koymamı söylemişti. Yerine koydum. Bu kadar küçük bir alışverişin aklımda kalması garip. Belki de garip değil. İnsan, kendisine uzatılan şeyi, uzatanın farkında olmadan hatırlar.

Bazı eşyalar işe yaradıkları için değil, birinin cebinde durdukları için akılda kalır.

Sormadığım soru

O kalemin neden hep yanında olduğunu hâlâ bilmiyorum. Bir açıklama uydurabilirim: unutkanlık, tutumluluk, eski bir alışkanlık. Hiçbiri benim gördüğüm şeye tam oturmuyor. Gördüğüm şey basitti. Kalem cebinde duruyordu. İşte bu kadar. Hatıra, bu kadarını büyütmeden taşıyabildiğinde daha doğru duruyor.

Yıllar sonra ben de ceketimin iç cebine kısa bir kalem koymaya başladım. Çoğu gün yazmam onunla. Telefon her şeyi daha çabuk tutuyor. Yine de kalem orada kalsın isterim. Bir market fişinin arkasına bir kelime yazmak, bir telefon numarasını kâğıda geçirmek, bazen ekrandan daha az yer kaplıyor. Asıl sebep bu değil. Sebep, o eski cebi hatırlamak.

Babam hâlâ hesap tutarken o kaleme uzanır mı, emin değilim. Sormadım. Bazı sorular, cevap alsın diye değil, bir eşyayı insanın aklında yerinde tutsun diye durur. Sorsam, «alışkanlık» der, konuyu kapatırdı. Cevap kısa olurdu. Kalemin kendisi daha uzun.

Geçen gün marketten çıkarken fişin arkasına bir kelime yazdım. Kalem cebimdeydi, uç açıktı. Kelime önemli değildi. Önemli olan, kâğıdın ve kalemin hâlâ bu işi görüyor olmasıydı. Telefonum da cebimdeydi. Onu çıkarmadım. Bu bir gösteriş değildi. Sadece o an kalem daha yakındı. Eve gelince fişi attım. Kelime kayboldu. Kalem durdu. Her şeyi saklamak, hiçbir şeyi seçmemek oluyor. Bir kalem yeter.

Çocukken o kalemin kıymetli olduğunu düşünmezdim. Kıymetli olanlar vitrinde durur, dokunulmaz. Cebindeki kalem ise her gün kullanılır, düşer, yine bulunurdu. Kullanılan şeyin de bir kıymeti olduğunu geç anladım. Yazı masasında duran kalemler başka. Onlar iş içindir. Ceketteki kısa kalem iş için değil. Onu oraya koyduğumda, bunu her gün düşünmeden, eski bir cebe selam vermiş oluyorum.

Yazarken bu kalemden söz edeceğimi düşünmemiştim. Başka bir şey anlatacaktım. Sonra fark ettim ki anlattığım şey zaten bu. İnsan, birini büyük laflarla değil, cebinde kalan küçük bir nesneyle yanında taşır. Büyük laf gelip geçer. Kalem durur. Durduğu yerde de bir çocukluk, bir mutfak masası ve hiç sorulmamış bir cümle vardır.

Diğer yazılar