Vapur Camında Kalan Şehir

Vapura yetişmek için iskeleye doğru hızlı adımlarla yürürken, yolculuğun beni yavaşlatacağını bilirim. Turnikeden geçer, kalabalığın arasına karışır ve mümkünse pencere kenarında bir yer bulurum. Motorun sesi yükselip kıyı uzaklaşınca günün ağırlığı da karada kalmış gibi olur.
Camın arkasında şehir başka görünür. İçinde yürürken fark etmediğimiz tepeler, kubbeler ve birbirine yaslanan evler uzaktan tek bir manzaraya dönüşür. Ayrıntılar azalınca bütünü görmek kolaylaşır; insanın kendi hayatında da bazen ihtiyaç duyduğu mesafe budur.
İki kıta arasında kısa bir ara
Yan koltukta kitabını açan biri, güvertede çay taşıyan görevli, martılara simit atan çocuklar… Herkes aynı yöne gider ama yolculuğu başka türlü yaşar. Kimi bir görüşmeye yetişir, kimi evine döner, kimi de yalnızca denizi görmek için vapura binmiştir.
Ben en çok Kız Kulesi hizasına gelindiğinde dışarı bakarım. Her geçişte aynı yerde durmasına rağmen kule, ışığa ve havaya göre başka bir hikâye anlatır. Demek ki tanıdık olanın değişmesi için yerinden kıpırdaması gerekmiyor; bazen bakan gözün değişmesi yeterli.
Kısa yolculuklar, uzun düşüncelere yer açabilir.
Karşı iskele yaklaşınca insanlar kapılara yönelir, çantalar toplanır, telefonlar yeniden ele alınır. Ben de kalabalıkla birlikte ayağa kalkarım. Vapurdan indiğimde meseleler çözülmüş değildir ama zihnimde onlara yer açılmıştır. Bazen devam edebilmek için gereken tek şey, iki kıyı arasındaki yirmi dakikadır.
- vapur
- İstanbul
- yolculuk